
Bir önceki yazımın sonunda Safranbolu dönüşü uğradığımız Abant’tan fotoğraflar paylaşacağımı müjdelemiştim, ancak yine işe güce daldım, sunum biraz gecikti
Ama görüntüler bunu unutturur diye ümit ediyorum…
Aslında Abant için çok fazla söze gerek yok..
Abant’a, Ankara – İstanbul D-100 Karayolunun ve TEM otoyolunun 203. km’sinden ayrılan 22 km’lik asfalt yol ile ulaşılabiliyor.
Bolu’ya 34 km., Ankara’ya 225 km., İstanbul’a 258 km. uzaklıkta bulunan bu doğa cenneti, uçsuz bucaksız çam ve köknar ağaçları ile size yeşilin tüm tonlarının eşsiz harmanını sunuyor…

En önemli güzelliği, bir heyelan sonucu oluştuğu bilinen yaklaşık 125 hektar büyüklüğündeki Abant Gölü. (Bundan hareketle; doğal afetler de bazen güzel sonuçlar doğurabiliyor diyebiliriz
)

Gölün etrafında turistik oteller ve restoranların yanı sıra piknik yapılabilecek mesire yerleri mevcut.
Çevresi 7 km. olan gölün kenarında yürüyüş yaparak, belki de Türkiye’nin en temiz havasını solumanız, büyük şehirlerde yaşıyorsanız seyahat dönüşü sizi bekleyen hava kirliliğine karşı biraz ferahlık depolamanız mümkündür -ve tavsiye edilir-..

Büyülü manzarasına hayran kaldığım; çoğunlukla kışın karlar altındaki güzelliğiyle turist çeken Abant’ın, tüm mevsimlerde kendine has bir güzellik sergilediğinden hiç şüphe duymuyorum…

Gelelim yeme-içme tavsiyesine..
Piknik amaçlı geldiyseniz mangalda tavuk-et-balık orası size kalmış tabi..
Eğer göl kenarındaki tesislerde yemek yiyecekseniz; dünyada yalnızca Abant Gölü’nde yaşadığı söylenen, Abant Gölü’ne özel “Salma Trutta Abanticus” isimli bir Alabalık türü bile varken; zaten alabalık tercih etmeniz gerektiği aşikar..

Gözümün önünde muhteşem manzaralar ile dönüyorum Abant’tan da…